Aydın’ın Didim ilçesinde Kızılay Kan Bankası’nın düzenlediği “Kan Bağışı Hayat Kurtarır” kampanyası büyük ilgi görüyor.

Kızılay’ın kan bağışı alımı kampanyası çerçevesinde Dr. Halil Barış Çaldıran nezaretinde kan alımına başladı. Didim Merkez Cami önünde gezici Otobüsün konuşlandırılması ile başlatılan, “Kan Bağışı Hayat Kurtarır” sloganı ile ilçede kan bağışın Ramazan ayı boyunca sürdürüleceği belirtildi.
Ramazan ayı dolayısıyla kan bağışında düşüş yaşandığını belirten Dr. Halil Barış Çaldıran, Didim’de yerli ve yabancı turistlerin yoğun olduğu, Altınkum, Maviçehir ve Akbük sahillerinde ikişer gün dönüşümlü olarak sürecek olan kan bağışı alımı saat 16.00 ile 01.00 arası olduğunu söyledi. Sıcakların artması ile birlikte kan bağılarında düşüşlerin yaşandığını belirten Çaldıran, kanın sürekli bir ihtiyaç olduğunu ve kan bağışı kampanyası süresince kan bağışın oruç tutanlar için iftardan sonra vermelerinin önerildiğini belirtti.
Dr. Halil Barış Çaldıran, Aydın’ın yıllık kan ihtiyacının yaklaşık 30 bin ünite olduğunu kaydederek, başlatılan “Kan Bağışı Hayat Kurtarır” sloganı ile bölgedeki kan ihtiyacı karşılamaya çalıştıklarını ifade etti.

Didim Halk Merkezi Müdürlüğü bünyesinde açılan Diş Protez kursu tamamlandı.

Kursta bir diş doktoru ve bir diş teknisyeni kurslarda eğitim verdi.
Didim Halk Merkezi Müdürlüğü bünyesinde Diş Protez kursu açıldı. 12 Mayıs tarihinde Didim İmam Hatip Ortaokulu salonunda verilmeye başlayan kursta Diş Hekimi Hilmi Yıldırım ile bir diş teknisyeni tarafından 20 kursiyere bilgiler verildi. 3 Temmuz’da sona eren kurslarla ilgili bilgiler veren Halk Eğitim Merkezi Müdürü Mehmet Çoban, “Kursumuz yaklaşık 2 ay sürdü. Hafta içi her gün saat 18:30 ila 22:00 saatleri arasında kurslar verildi. Kursiyerlerimizin çoğunluğu Diş hekimlerinin yanından çalışıyor. Verimli bir kurs oldu. Başarılı olanlara sertifika verilecek. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi.

Ramazan ayının yaz ayına denk gelmesi, havanın sıcak olması ve sahur-iftar arasındaki sürenin oldukça uzun olması bu ayı sağlıklı bir şekilde geçirmek için yapılan önerilerin diğer yıllara göre biraz daha farklı olmasına yol açıyor.

Yaz aylarında sıcaklardan dolayı sıvı kaybının arttığına işaret eden Dr. Raziye Uyguç, bu durumun su ihtiyacını artırdığını, sahur ve iftar arasındaki uzun sürenin de göz önünde bulundurulduğunda en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında sıvı alımının geldiğini söyledi. Uzun Ramazan günlerinde vücudun sıvı dengesini sağlayabilmek için yapılması gerekenler hakkında bilgiler veren Uyguç, “Sahur ve iftar süreçlerinde mümkün olduğunca su içmeye özen gösterin. Elektrolit dengesini sağlamak için daha çok ayran ve taze sıkılmış meyve suları için. Daha çok sebze ve meyve tüketin. Mideyi terk etme hızı yüksek olduğundan soğuk tüketimlerden kaçının. İftarda ağır, yağlı, kızartma gibi gıdalardan mümkün olduğunca uzak durun. İftara çorbayla başlayın. İftar öğününde mutlaka sebze yemeğine yer vermek ve mümkün olduğunca iyi çiğneyerek yavaş tüketmeye özen göstermek gerekiyor. Susuzluğa karşı karpuz yiyin” dedi.
Ramazanda öğün tüketimin sıklığındaki azalmayla birlikte görülen kabızlık şikayetini önlemek amacıyla ise iftardan bir-iki saat sonra yaz ayında olmanın avantajını da kullanarak meyve tüketimine özen gösterilmesi tavsiyesinde bulunan Uyguç, “Özellikle yaz meyvesi olan karpuz bol su içeriği ile iyi bir seçimdir. Sıcaklar da göz önünde bulundurarak ağır egzersizlerden kaçınmak gerekir. İftardan iki saat sonra hafif yürüyüşlerle destekleyerek daha rahat bir sindirim ve daha rahat bir uyku uyumayı sağlanabilir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, böbrek hastaları gibi ve düzenli ilaç kullanması gereken kişiler oruç tutmaktan kaçınmalıdır. Sahura kalkmadan oruç tutmaya çalışmamalı, mutlaka kahvaltı niteliğinde meyve, sebze, yeşillik ve bol suyla desteklenmiş bir sahur öğünü yapılmalıdır. Sahur yapmadan oruç tutmak iftar ve sahur arasındaki açlık ve susuzluk göz önünde bulundurulursa ciddi kan şekeri düşüklükleri, tansiyon düşmelerine bağlı baş ağrısı, uyku hali, baş dönmesi, tahammülsüzlük gibi sıkıntılara neden olabilmektedir” diye konuştu.
Oruç tutacakların mutlaka sahura kalkması uyarısında bulunan Uyguç, sahurla ilgili beslenme önerilerini şu şekilde sıraladı: “Bol sıvı alımına dikkat edilmeli. Sebze ve meyve tüketimine öncelik verilmeli. Et grubunda tercih sırasında tavuk, hindi, balık, dana eti olacak şekilde yapılmalı. Yemekler iyi çiğneyip, yavaş tüketmeli. Ağır, kızartma, yağlı, hamur işleri şeklindeki besinlerden uzak durmalıdır”

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Vedat Nisanoğlu koroner bypass ameliyatı sonrası tekrar kalp rahatsızlığı geçirme riskini azaltmak için yaşam tarzının değiştirilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Çoğu hastanın koroner bypass ameliyatı sonrası hastalığın tamamen ortadan kalktığını düşündüğünü ve bunun yanıltıcı olduğu işaret eden Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Vedat Nisanoğlu “Bypass ameliyatı ile daralmış veya tıkalı damarda kan akımı yeniden sağlanır. Ancak koroner arter hastalığının asıl sebebi aterosklerozdur ve bu hastalığı ilerlemesini ameliyat ile durdurmak mümkün değildir. Ameliyat sonrası koruyucu tedbirler alınmaz ise bypass damarlarında da hastalık gelişebilir. Dolayısıyla koroner arter hastalığına yol açan sigara içiciliği, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyi, stres gibi düzeltilebilir riskleri azaltmak hayati önem taşır. Bu nedenle bypass ameliyatından sonra hastaların yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerekir” dedi.

“HASTALAR 6-8 HAFTA SONRA TAMAMEN İYİLEŞİR”
Koroner bypass ameliyatı sonrası iyileşme sürecinden de bahseden Nisanoğlu, “Ameliyat sonrası ilk 24-36 sat kalp cerrahisi yoğun bakımında yakın takip altında geçer. Hasta ameliyattan ortalama 4-6 saat sonra solunum cihazından ayrılır ve konuşabilir veya bir şeyler içebilir hale gelir. Sonraki 12-24 saat içerinde vücudundaki damar yolları veya drenaj hortumlarından aşamalı olarak kurtulan hastalar kendi başlarına yürür hale gelirler ve yoğun bakımdan çıkarılırlar. Hastalar 4-5 gün servis odalarında takip edildikten sonra evlerine taburcu edilmektedirler. Ameliyat sonrası 5-6 gün hastanede kalan hastalar taburcu olduktan 6-8 hafta sonra tamamen iyileşir ve normal hayatlarına dönebilirler. Bu süre içerisinde vücut kaybettiği kan ve proteinleri yerine koyar, ameliyatta kesilen göğüs kemiği de tamamen kaynamış olur. Hastalar genellikle taburcu olduktan 1 hafta sonra ev dışında da yürüyüşlere başlayabilir, 6 hafta sonra araba kullanabilir, cinsel aktivitede bulunabilir, işlerinin başına dönebilir hale gelmektedir” diye konuştu.

“HASTANIN MORAL VE MOTİVASYONUNU YÜKSEK TUTULMALI”
Koroner bypass ameliyatı sonrasında iyileşme sürecinde hasta kadar hasta yakınlarına da büyük görevler düştüğünü ifade eden Nisanoğlu, “Hastanın yara yerlerinin bakımı, ilaçlarını zamanında ve düzenli almasını sağlamak, hastanın moral ve motivasyonunu yüksek tutmak hasta yakınlarının görevleridir. Hastalar 6 hafta boyunca sırt üstü uyumak zorundadır ve yük kaldırmalarına izin verilmez. İyileşme sürecinde hastaların kontrol muayenelerine düzenli gelmeleri istenir. Başarılı bir bypass ameliyatı sonrası hastalar ortalama 6-8 haftalık bir iyileşme döneminden sonra normal hayatlarına dönerler. Bu dönemden sonra hastalar genellikle ilaçlarını kullanmaya başlar ve düzenli olarak tıbbi kontrollerini ihmal etmezler. Ancak doktorlarının önerdiği yaşam tarzı değişikliklerini gerçekleştirmede isteksiz davranırlar. Oysa bypass sonrası kalp damarlarını korumak için hastaların kan basınçlarını, kan şekeri ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutmalarının yanı sıra düzenli egzersiz yapmaları, yaşamlarındaki stresi azaltmaları, aile fertleri ile beraber sigarayı bırakmaları ve uygun beslenme alışkanlığı edinmeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

“EN İYİ EGZERSİZ DÜZENLİ YÜRÜYÜŞLERDİR”
Günlük düzenli olarak yapılan egzersizlerin kalp sağlığının korunmasında yardımcı olduğunun altını çizen Nisanoğlu, “Düzenli egzersizlere alışan kalp ve damar sistemimizde faydalı değişiklikler başlar. Kalp fonksiyonları iyileşir, istirahat ve egzersiz esnasında kalp hızı ve kan basıncında artış oluşmaz, böylece kalp hastalığı ve buna bağlı komplikasyon gelişme riski azalır. Bypass ameliyatı geçiren hastalar için en iyi egzersiz düzenli yürüyüşlerdir. Haftada en az 3 gün ve günde en az 45 dakikalık bir yürüyüş programı kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olacaktır. Günde 45-60 dakikalık sürede 3-5 kilometre yol yürünmelidir. Yürüyüşün ilk 5-10 dakikası yavaş tempoda ısınma amaçlı, sonraki 20-25 dakikası hızlı tempoda ve son 5-10 dakikası soğuma amaçlı yavaş tempoda olmalıdır. Bu basit egzersiz kalp sağlığınızı korumada oldukça etkilidir. Yürüme dışında, hafif koşular, bisiklet sürme veya merdiven çıkma egzersizleri de yapılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki ağır ve yoğun egzersizlerin faydasından çok zararı olabilir” dedi.

“SİGARA İÇİLEN ORTAMDA BULUNMAK DA SAKINCALIDIR”
Sigara kalp ve damar sağlığının en büyük düşmanı olduğunu kaydeden Nisanoğlu sözlerine şu şekilde devam etti: “Bypass sonrası sigara içmeye devam edenlerde yeni damarların kısa sürede tıkanma olasılığı oldukça yüksektir. Günde bir adet ile 1 kutu içme arasında fark yoktur. Hatta sigara içilen ortamda bulunmak da sakıncalıdır. Sigara dumanındaki maddelerin vücuda girmesi ile kan pıhtılaşması tetiklenir, bu da kalp krizi ve ölümle sonuçlanabilir. Bu noktada hasta kadar hastanın ailesi ve arkadaşlarının da sorumlulukları büyüktür. Bypass ameliyatı, hasta ve ev halkının sigarayı bırakması için önemli bir fırsattır”

“YENİ BESLENME TARZI KALBİN YÜKÜNÜ AZALTACAKTIR”
Bypass ameliyatı sonrası beslenmeye de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Nisanoğlu, “Beslenme tarzını değiştirmek hepimiz için zordur. Ancak öğünlerimizde kademeli olarak yapacağımız küçük değişiklikler ile bu geçiş sürecini kolaylaştırabiliriz. Kalp koruyucu beslenme alışkanlığı edinmeniz bypass damarlarınızın daha uzun ömürlü olmasını sağlayacaktır. Yeni beslenme tarzınız kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolüne de büyük fayda sağlayacaktır. Ayrıca kilo vermenizi sağlayarak kalbin yükünü azaltacaktır. Hastalar aşırı kilolu ise, şeker hastalığı, hipertansiyon veya yüksek kolesterol gibi ek rahatsızlıkları varsa uygulanacak beslenme programı bir diyetisyen eşliğinde yapılmalıdır. Genel olarak bypass ameliyatı sonrası günlük gıda tüketimi 1600 kalorinin altında olmalıdır” şeklinde konuştu.

“HASTALARIN ÜÇTE BİRİNDE RUHSAL DEPRESYON OLUŞUYOR”
Bypass ameliyatı sonrasında hastaların çoğunda stres ve depresyon oluştuğunu öne süren Nisanoğlu, sözlerini şöyle noktaladı: “Bypass ameliyatlarından sonra hastaların üçte birinde ruhsal depresyon oluştuğu gözlenmiştir. Depresyon, hastanın kişisel aktivite ve egzersiz kapasitesini azaltır, yorgunluk, halsizlik, duygusu oluşturur. Bu yakınmalar aile iş ve ortamında sorunlara yol açabilir, evlilik ve cinsel hayatı etkileyebilir. Bu durumda bir psikiyatri veya psikologdan profesyonel destek almak gerekir. Depresyon ile mücadele hastanın iyi hissetmesi ve kalp koruyucu yaşam tarzına uyum sağlamasını kolaylaştırır”.

Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) araştırıcılarının öncülüğünde hazırlanan, bünyesinde panel ve damızlık hayvan materyali tanıtım etkinliğini de içeren “Koyun-Keçi Genetik Islah Çalıştayı” Uşak Üniversitesi ile Eşme Belediyesi Tabiat Parkı ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

TAGEM tarafından Koordine edilen “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projeleri” kapsamındaki alt projelerin liderleri başta olmak üzere ilgili kamu, özel sektör ve sivil toplum temsilcileri ile bilgi paylaşımını hedef alan Çalıştayın açılış törenine Uşak Valisi Seddar Yavuz, Uşak Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sait Çelik, ADÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Gençsoylu, projedeki koyun yetiştiricileri ve diğer davetliler katıldı.
TÜBİTAK Kamu Araştırmaları Grubu (KAMAG) tarafından desteklenen ve ADÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Karaca tarafından yürütülen 109G014 nolu “Eşme Yöresi Kıvırcık Melezi Koyun Popülasyonu Damızlık Üretim Sürecinin Yetiştirici Koşullarında Yapılandırılması” isimli proje kapsamında temel amaç ve hedefin koyun ıslahı ve biyoteknolojik uygulamalar anlamında ortaya çıkan bilgi birikimi ve deneyimin ilgili kesimlerle paylaşılarak projenin yaygın etkisinin arttırılması olduğu öne sürüldü. Başta ADÜ olmak üzere Ege Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM)’nden çok sayıda araştırıcının katılımıyla 2001 yılından beri sürdürülen bu proje ile model bir ıslah yapılanması sahada geniş çaplı bir yetiştirici katılımıyla şekillendiriliyor.
ADÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Karaca, Çalıştay Düzenleme Kurulu adına yaptığı açılış konuşmasında, gerçekleştirilen çalıştay ile TAGEM tarafından ülke çapında çok sayıda yetiştiricinin katılımı ile yürütülen Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projeleri çerçevesinde yapılan uygulamaların daha etkili olması bakımından proje liderleri ile bir paylaşım ortamı oluştuğunu dile getirdi. Karaca, gerçekleştirilen proje ile Eşme İlçesinde halk elinde çağdaş bir ıslah programını geniş bir araştırıcı ekibiyle hayata geçirdiklerini ve damızlık olarak tescil edilmeye hazır bir materyal şekillendirildiğini ifade etti.
Protokol konuşmaları ve plaket töreninin ardından ADÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Cemal tarafından projenin hedef, uygulama ve kazanımlarını özetleyen proje sunumu gerçekleştirildi. Daha sonra, Prof. Dr. Behiç Coşkun, Prof. Dr. Veysel Ayhan, Prof. Dr. Mustafa Tekerli ve Dr. Bekir Ankaralı’nın panelist olarak katıldığı ve oturum başkanlığı Prof. Dr. Orhan Karaca tarafından yapılan panelde “Halk Elinde Hayvan Islahı Ülkesel Projeleri” etraflıca tartışıldı.
Koyun yetiştiriciliği anlamında Ege Bölgesindeki önemli merkezlerden biri olan, projenin yürütüldüğü Uşak ili Eşme ilçesinde bulunan tabiat parkında, projedeki 12 elit sürüde bulunan koyun ve koçların tanıtımına yer verildi. Hayvan materyali ve yetiştirici tanıtımından sonra projede yer alan 12 elit sürü yetiştiricisine başarılarından dolayı proje ekibi tarafından plaket ile teşekkür belgesi ve Uşak İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiriciler Birliğinin hazırladığı hediye paketleri takdim edildi. Bunun yanında projede yer alan diğer 48 yetiştiriciye ise teşekkür belgesi ve hediye takdimi yapıldı. Ardından, oldukça başarılı olan proje çalışmaları sonucunda elde edilen kazanımları onurlandırmak üzere Eşme İlçe Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Bülent Çiftçi tarafından proje araştırıcı ekibi üyelerine plaket verildi. Eşme ilçesinde yapılan tanıtım etkinliğinin ardından Uşak ili Ulubey ilçesinde bulunan Dünya’nın en büyük ikinci kanyonuna gezi düzenlendi.
Çalıştayın ikinci ve üçüncü günlerinde ise aşağıdaki başlıklar altında sunum ve tartışmalar yapıldıktan sonra Çalıştay sona erdi.

Sıcak yaz günlerine isabet eden Ramazan ayında, sahurda içilecek sütün 5 saat boyunca tokluk hissi vereceği belirtildi.

Uzmanlar, sıcak yaz günlerine denk gelen Ramazan dönemini en sağlıklı şekilde geçirmek için sahurda süt içilmesini öneriyor. Protein değeri yüksek olan süt 5 saat boyunca tokluk hissi veriyor. Ramazan ayıyla birlikte sağlıklı beslenme konusuna dikkat çeken uzmanlar, oruç tutanların mutlaka sahura kalkmalarını öneriyor. Uzmanlar ayrıca, sahurun açlık süresini kısaltacağını ve içilen 1 bardak süt ile bu sürenin daha da uzatılmasının mümkün olduğunu vurguluyor.
Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, Ramazan ayında beslenme konusunda yanlış uygulamalara dikkat çekerek, sağlıklı bir oruç için mutlaka sahura kalkılması gerektiğini ifade ediyor. İnanç, sahurda mideyi daha geç terk eden, kan şekerini çok hızlı değiştirmeyecek besinlerin tercih edilmesini öneriyor. Bir bardak sütün mide boşluğunu hissettirmeden insanı 5 saat tok tuttuğunun bilimsel olarak da kanıtlandığını belirten İnanç, sahurda 1 bardak süt içilmesini öneriyor.
Protein içeriği yüksek olan besinlerin midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirdiğini söyleyen Prof. Dr. İnanç: “Süt hem protein içeriği yüksek olan bir besin olması nedeniyle tokluk hissetmemize yardımcı oluyor hem de sıvı ihtiyacının karşılanmasına destek oluyor. Sütün bileşimindeki yağ midede uzun süre kalarak tokluk duygusunun uzun sürmesini sağlıyor” dedi.

Aydın’da otizmli çocukları ve ailelerini eğitmeye yönelik hazırlanan proje çerçevesinde ‘Otizm ve Aile Destek Merkezi’ düzenlenen törenle hizmete açıldı.

Aydınlı doktor baba Şakir Bozdağ 2,5 yaşında otizm teşhisi konulan 9 yaşındaki kızı Şadiye’yi büyütürken yaşadığı zorluklardan yola çıkarak hazırladığı projeyle Türkiye’de bir ilke imza attı. Baba Bozdağ’ın evlat sevgisiyle ortaya çıkan ‘Otizm ve Aile Destek Merkezi’ isimli projesi Sağlık Bakanlığı tarafından kabul edilmesinin ardından Aydın Halk Sağlığı Müdürlüğü’nün 150 bin liralık desteğiyle hayata geçirildi. Türkiye’nin ilk otizmli çocukları ve ailelerini eğitmeye yönelik merkezi olan ‘Otizm ve Aile Destek Merkezi’ düzenlenen törenle hizmete açıldı. Efeler ilçesi Cumhuriyet mahallesi Tevfik Fikret Caddesi üzerinde bulunan iki katlı merkezin açılışına Vali Erol Ayyıldız, AK Parti Aydın Milletvekili Semiha Öyüş, Efeler Kaymakamı İzzettin Sevgili, AK Parti Aydın İl Başkanı Sadık Atay, daire müdürleri ve davetliler katıldı.

“PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLAYACAĞIZ”
Kızı Şadiye’nin tedavisinde yaşadıklarından yola çıkarak böyle bir proje hazırladığını belirten Dr. Şakir Bozdağ, “Projemi Halk Sağlığı İl Müdürlüğü ile paylaştıktan sonra Sağlık Bakanlığı’na başvuru yaptık. Bakanlık tarafından onaylanmasının ardından projemizi hayata geçirdik. Merkezimizde, çocuğuna ilk otizm tanısı konulan ailenin yaşayacağı şok, kabullenmeme, ret etme ve eşler arasındaki boşanma tehlikelerine karşı ailelere psikolojik destek sağlayacağız. Otizmli bireylere sahip 4-5 aileden oluşacak sınıflara, ayda bir grup terapileri yaparak yalnız olmadıklarını hissettireceğiz. Projemizin üçüncü aşamasında ise otizm teşhisi konulan çocuklarımızın, dörder aylık periyotlarla takiplerini yapacağız. Erken teşhisin çok önemli olduğu bu hastalıkta yapacağımız saptamalarla çocuklarımızı topluma kazandıracağız. Merkezin açılmasında emek ve destek veren herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
Aydın Halk Sağlığı İl Müdürü Dr. Şenol Okur, Aydın’ın böyle bir merkeze ihtiyacı olduğunu belirterek merkezin açılmasından dolayı duyduğunu memnuniyeti dile getirdi.
Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından protokol üyeleri, ‘Otizm ve Aile Destek Merkezi’ni gezerek yetkililerden bilgi aldı.

Ramazan ayının yaklaşmasıyla başta oruç olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruluna gelen soruların sayısında da ciddi bir artış gözleniyor.

İşte oruçla ilgili en çok sorulan sorular ve cevapları:

ORUÇ FİDYESİ NE DEMEKTİR?
Fidye, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi hâlinde ödenen dinî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur.
İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve daha sonra da kaza etmesi mümkün olmayan kimse, oruç tutamadığı her güne karşılık bir fidye öder. Kur’an-ı Kerim’de, “Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder.” (Bakara, 2/184) buyurulmaktadır. Bir fidye miktarı, bir sadaka-i fıtır miktarıdır. Sadaka-i fıtır ise bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek veya bunun para olarak karşılığıdır. Fidye vermek durumunda olan fakat buna maddi imkânı el vermeyen kimse Allah’tan af diler. Günler uzun olduğu için oruç tutamayan hasta ya da yaşlılar, kısa günlerde oruç tutabilirlerse tutamadıkları orucu kısa günlerde kaza etmeleri gerekir. Bu durumda olan kimselerin vermiş oldukları fidyeler sadaka sayılır. Oruç fidyeleri, Ramazan ayının sonunda toptan verilebileceği gibi, Ramazan ayı içinde günlük olarak veya Ramazan ayı başında da verilebilir.
Diyanet İşleri Başkanlığının web sitesinde Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından hazırlanan “Dini Soruları Cevaplandırma Platformu”nda yer alan fetvalara göre oruçla ilgili en çok merak edilen diğer konular ise şöyle:

ORUCU BOZAN ŞEYLER NELERDİR?
Orucun temel unsuru ve anlamı, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak, nefsi bunlardan mahrum bırakmak olduğu için, oruçlu iken bunlar ve bu anlama gelecek davranışlar orucu bozar. Yemek ve içmek, yenilip içilmesi mûtat olan her şeyi kapsamı içine alır. Sigara, nargile gibi keyif veren tütün kökenli dumanlı maddeler ile uyuşturucular ve tiryakilik gereği alınan tüm maddeler oruç yasakları kapsamına girer. Her ne sebeple olursa olsun,
ağızdan alınan ilâçlar da aynı hükme tabidir.

GÖZ DAMLASI ORUCU BOZAR MI?
Uzman göz doktorlarından alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilaç miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20’si olan 50 mikrolitre) olup bunun bir kısmı gözün kırpılmasıyla dışarıya atılmakta, bir kısmı gözde, göz ile burun boşluğunu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alınmaktadır. Damlanın yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının, sindirim kanalına ulaşma ihtimali bulunmaktadır. Bu bilgiler, değerlendirildiğinde, göz damlası orucu bozmaz.

YIKANMAK ORUCU BOZAR MI?
Ağız ve burnundan su girip sindirim cihazına ulaşmadıkça oruçlu kimsenin yıkanması orucuna zarar vermez. Nitekim Hz. Aişe ve Ümmü Seleme validemiz Hz. Peygamber’in Ramazan’da imsaktan sonra yıkandıklarını haber vermişlerdir. Bu itibarla, ağız ve burnundan su kaçırmamak şartıyla oruçlu kişi yıkanabileceği gibi, havuz veya denize de girebilir. Ancak yüzme esnasında su yutmaktan kaçınmak zor olduğu için ihtiyatlı davranmak uygun olur.

NİKOTİN BANDI ORUCU BOZAR MI?
Kural olarak orucu bozan şeyler, vücuda normal yollarla giren maddeler ve cinsel ilişkidir. Vücuda sürülen yağ, merhem ve benzeri şeyler deri üzerindeki gözenekler ve deri altındaki kılcal damarlar yoluyla emilerek kana karışmaktadır. Ancak cildin bu emişi, çok az ve yavaş olmaktadır. Diğer taraftan bu işlem yeme, içme ve
beslenme anlamına da gelmemektedir. Bu itibarla, deri üzerine sürülen merhem, yapıştırılan ilaçlı bantlar orucu bozmaz. Bu açıdan sigarayı bırakmak isteyenlerin kullandığı nikotin bantları da orucu bozmaz.
ORUÇLU KİMSE DİŞ TEDAVİSİ YAPTIRABİLİR Mİ?
Orucun bozulması için yeme, içme ve cinsel ilişki ya da bu anlamları ifade eden bir fiilin işlenmesi gerekir. Bu sebeple sırf dış tedavisi sebebi ile oruç bozulmaz. Tedavinin ağrısız gerçekleşmesi için yapılan enjeksiyonlar da beslenme amacı taşımadığı için orucu bozmazlar. Ancak tedavi sırasında yapılan başka işlemler sebebi ile -mesela ağız su ile çalkalanırken- boğaza su, kan veya tedavide kullanılan maddelerden biri kaçarsa oruç bozulur ve
kaza edilmesi gerekir.

DIŞ FIRÇALAMAK ORUCU BOZAR MI?
Boğaza su kaçırmadan ağzı su ile çalkalamak orucu bozmadığı gibi diş fırçalamakla da oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun, misvak parçalarının veya suyun boğaza kaçması halinde oruç bozulur. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsakten önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

SAKIZ ÇİĞNEMEK ORUCU BOZAR MI?
Günümüzde üretilen sakızlarda, ağızda çözülen katkı maddeleri bulunduğundan, ne kadar itina edilirse edilsin bunların yutulmasından kaçınılması mümkün değildir. Bu sebeple bu tür sakız çiğnemek orucu bozar. Ancak “kenger sakızı” gibi katkısı bulunmayan sakızlarla daha önce çiğnenmiş olup içinde hiç katkı maddesi kalmamış olan ve çiğnendiğinde hiçbir eksikliğe uğramayan sakızların çiğnenmesi orucu bozmaz. Bununla birlikte, oruçlu iken bu
tür sakızları çiğnemek mekruhtur.

AŞI OLMAK VE İĞNE YAPTIRMAK ORUCU BOZAR MI?
Oruç; yemek, içmek, cinsel ilişki ve bunların kapsamına giren şeylerle bozulur. Bu sebeple, besin değeri taşımayan aşılar orucu bozmaz. Dinimiz, tedavi sürecinde olan hastaların oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden hastalar, sağlıklarına kavuşup, tedavileri sona erinceye kadar oruçlarını erteleyebilirler. Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyor ve oruç tutmalarına da başka bir engel yoksa iğnelerini iftardan sonra yaptırmaları yerinde olur. Bu imkâna sahip olmayanlar, tedavi ve aşı amaçlı iğne yaptırabilirler. Ancak, oruçlu iken gıda ve vitamin iğneleri yaptırmak, damardan serum ve kan verilenlerin orucu bozulur. Daha sonra bu oruç kaza edilir.
Oruçlu bir kimsenin morfinli veya morfinsiz olarak dişlerini tedavi ettirmesi veya çektirmesi orucu bozmaz. Ancak tedavi esnasında, kan veya tedavide kullanılan maddelerden herhangi bir şeyin yutulması ise, orucu bozar.

GEBELER ORUÇ TUTABİLİR Mİ?
Ramazan orucunu tutmamak için geçerli mazeretlerden biri de gebelik veya çocuk emzirmektir. Gebe veya emzikli olan kadınlar, kendilerine yahut çocuklarına bir zarar gelmesinden korkmaları halinde oruç tutmayabilirler. Bunlar bir yönüyle hasta hükmünde oldukları gibi, onlara bu ruhsatı tanıyan hadisler de bulunmaktadır. Kendisi dayanabilecek ve çocuk da etkilenmeyecek ise hamile ve çocuk emziren anne oruç tutabilir. Bu konuda alanında uzman bir hekime danışılması uygun olur. Hamilelik ve çocuk emzirme gibi meşru sebeplerle oruç tutamayan bayanlar, tutamadıkları bu oruçlarını şartların elverişli olduğu başka zamanlarda kaza ederler”

RAMAZAN AYINDA ANJİYO VE ANESTEZİ YAPTIRILABİLİR Mİ?
Lokal, bölgesel ve genel anestezi olmak üzere, üç türlü anestezi vardır. Küçük ameliyatlarda ameliyat bölgesinin yakın çevresine iletimi engelleyen ilaçların verilmesi ile oluşan anesteziye lokal anestezi (sınırlı uyuşturma) denir. Vücudun daha geniş bölgeleri, örneğin belden aşağısı veya bir yarısı iletimin omurilik düzeyinde engellenmesi için omuriliğe veya omuriliğe varmadan geniş bir sinir grubunun oluşturduğu bağlantı yerleri üzerine ilaç verilerek oluşturulan anesteziye bölgesel anestezi denir. Hastanın uyutulup ağrının duyulması beyin düzeyinde engellenirse bu tür anesteziye genel anestezi denir. Anestezi, nefes yolu veya iğne ile vücuda ilaç verilerek oluşturulmaktadır. Nefes yolu veya iğne ile yapılan anestezi, mideye ulaşmadığı gibi, yeme-içme anlamı da taşımamaktadır. Ancak bölgesel ve genel anestezide, acil durumlarda ilaç ve sıvı vermek amacıyla damar yolu açılarak, bu açıklık işlem süresince serum vermek suretiyle sağlanmaktadır. Bu itibarla, lokal anestezi (sınırlı uyuşturma) orucun sıhhatine engel değildir. Bölgesel ve genel anestezide serum verildiği için oruç bozulur”
Halk arasında anjiyo olarak bilinen operasyon, teşhise yönelik (anjiyografi) ve tedaviye yönelik olarak uygulanmaktadır. Anjiyografi vücut damarlarının görüntülenmesi demektir. Damar içine damarların görünür hale gelmesini sağlayan ve kontrast madde olarak tanımlanan ilaç verilerek, anjiyogram adı verilen filmler elde edilir. Anjiyografi sayesinde organları besleyen damarlar görüntülenerek damar hastalıkları veya bu damarlardan beslenen organlara ait tanı koydurucu bilgiler edinilir. Tedaviye yönelik olarak uygulanan anjiyonun klasik yöntemi anjiyoplastidir. Bu ise, dar veya tam tıkalı damarların balon ya da stent denilen özel araçlarla tekrar açılması için yapılır. Bu bilgiler ışığında gerek anjiyografi, gerekse anjiyoplasti operasyonlarında yemek ve içmek anlamı bulunmadığından, oruç bozulmaz”

BÖBREK TAŞI KIRDIRMAK ORUCU BOZAR MI?
Oruçlu olan bir kimsenin, vücuduna şifa veya gıda verici bir madde enjekte edilmeden böbrek taşı kırdırması ile orucu bozulmaz. Bu operasyon esnasında böbreklere kan akması da orucu bozmaz

AKUPUNKTUR TEDAVİSİ ORUCU BOZAR MI?
Oruç, imsak vaktinden iftar vaktine kadar ibadet niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yapılan bir ibadettir (Bakara, 2/187). Akupunktur ise; vücutta belirli noktalara iğne batırarak, çeşitli hastalıkları tedavi etme metodudur. Orucu bozan şeyler kapsamında olmadığı yani vücudu beslemesi ve gıdalandırması söz konusu olmadığından akupunktur yaptırmak orucu bozmaz.

BURUN DAMLASI ORUCU BOZAR MI?
Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 santimetreküptür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmaza (guslederken ağzı su ile çalkalamada) olduğu gibi affedilen miktar kapsamında değerlendirilebilir.

Aydın Halk Sağlığı İl Müdürü Dr. Şenol Okur, bağımlılıktan kurtulmak isteyenlerin sayısının 8 yılda 13 kat artarak 227 bin 298 kişiye ulaştığını belirtti.

Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü nedeniyle bir açıklama yapan Dr. Şenol Okur, “Uyuşturucu madde kullanımı ve bağımlılığı, ortaya çıkardığı sonuçlar sebebiyle, öncelikle kullanan kişiler ve onların yakın çevresi olmak üzere toplumun tamamını etkileyen çok önemli bir sağlık sorunudur. Sağlık Bakanlığı istatistiklerine göre bağımlılıktan kurtulmak için Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezleri (AMATEM)’ne başvuranların sayısı 2005 yılında 17 bin 211 iken, 8 yılda 13 kat artarak 2012 yılında 227 bin 298’e ulaştı. Uyuşturucudan kurtulmak için yardım isteyenlerin 3 bin 377’si çocuklardan oluşuyor” dedi.
Türkiye’de Avrupa ülkelerine kıyasla madde bağımlılığına ilişkin oranların çok aşağılarda olmasına rağmen uyuşturucu kullanımının tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artmakta olduğuna işaret eden Dr. Okur, “Dolayısıyla gençlerimizi madde bağımlılığına karşı korumada tüm kurumlarımıza, medyaya, okullarımıza, sivil toplum kuruluşlarına ve tabii ki ailelerimize çok önemli görevler düşmektedir. Uyuşturucu ile mücadelede ailenin çok büyük bir önemi vardır. Anne ve babanın ilgisinden yoksun kalan çocuklar çevrelerinde gördükleri şeyleri iyi yada kötü olarak ayırt edemez ve uyuşturucu bağımlısı olabilir. Gençlerimiz daha hayat yolunun başındayken bu tehlikeden uzak tutulmalıdır. Ailesi tarafından sevildiğini bilen yavrularımızın, mutluluğu dışarıda ve bağımlılık yapıcı maddelerde arama şansı çok düşüktür. Sevgi üzerine kurulmuş bir aile yapısında bağımlılık yapıcı maddeler kendisine yer bulamaz” diye konuştu.

“VÜCUDUN BAĞIMLILIK MADDELERİNE İHTİYACI YOK”
“İnsan vücudunun bağımlılık maddelerine ihtiyacı yoktur” diyen Okur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mükemmel bir şekilde tasarlanan insan beyni, vücudun bütün dengelerini orantılı bir şekilde yönetmektedir. Dışarıdan alınacak bağımlılık maddesi bu mükemmel sisteme müdahale etmek ve işleyen mekanizmayı bozmak anlamına gelir. Bunun yanında hayatta karşılaştığımız olumsuzluklar, ailevi sorunlar, ekonomik sıkıntılar, başarısızlıkların da çözümü bu maddelerde de değildir. Tam tersine bağımlılık maddeleri sayılan sıkıntıları artırmaktan başka bir işe yaramaz. Çocuklarda arkadaş çevresi değişir, aile ilişkileri azalır, odasında yalnız kalmayı seçer, okul başarısı düşer, daha fazla para harcamaya başlar, bazen neşeli sakin bazen öfkeli saldırgan davranışlar gösterir. Fiziksel olarak bitkinlik, dalgınlık, uykuda düzensizlik, konuşma güçlüğü, solunum güçlüğü, terleme, titreme, gözde kanlanma, yüzde kızarma ve soğukluk, yürüme bozukluğu görülebilir.

ANNE BABALARA UYARI
Çocuğunun bağımlılık yapıcı madde kullanmaya başladığını anlayan annelere uyarılara bulunan Okur, “Öfke ile hareket etmeyiniz, çocuğunuzun sosyal çevresini gözlemleyiniz, çocuğunuzun arkadaşlarıyla iletişimini takip ediniz, çocuğunuzun uyuşturucu madde kullanmaya başlamasında sizin eksik ve hatanızın olup olmadığını gözden geçiriniz, çocuğunuzu kesinlikle suçlamayınız, çocuğunuza sevgi ve şefkatle yaklaşarak onunla kaliteli zaman geçirmeye çalışınız. Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı; ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır. Bu belirtilerin ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda özelleşmiş çocuk veya ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatristlerinin görev ve sorumluluk alanı içindedir. Bu nedenle ailelerin ve öğretmenlerin gençlerde madde bağımlılığını gösteren belirtileri tespit ettiğinde gecikmeden profesyonel sağlık yardımı alması büyük önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.
Halk Sağlığı İl Müdürü Okur, vatandaşların 171 Uyuşturucu Bilgilendirme ve Sigara Bırakma Hattı’nı arayarak gerekli yardım ve bilgiyi alabileceklerini sözlerine ekledi.